Fikir Nasıl Yaratılır

Yazabilirsin Sezon 1 / Bölüm 1 #düsünürmüyüz


“Fikir Nasıl Yaratılır?” ın bir formülü yok. Bu yüzden kendi yorumlarımla, gözlem ve deneyimlerimle aktarmak durumundayım.

Bence hayal kurabilen herkes bir fikir yaratabilir. Önemli olan işe yarayan bir fikir üretmek. Fikrin işe yarayıp yaramayacağını ne belirliyor?

Fikri yaratmadan önce keşfettiğiniz ihtiyaç.

Bunu şöyle açıklayabilirim.


Yokluğun, yaratıcılığın en büyük motivasyonu olduğuna inanıyorum.

Çünkü bir şeyin yaratılabilmesi için, önce yokluğunun fark edilmesi gerekiyor. Yaratımın her alanında olduğu gibi, senaryo yazmak için de öncelikle bir yokluğu aramalıyız. Sonrasında keşfettiğimiz bu ihtiyacı gidermek için ortaya çözümler koymaya başlıyoruz. İşte fikir de, bu noktada ortaya çıkmaya başlıyor.

Fikir bulma konusuna ancak bu mantıkla baktığınız zaman, fikrinizin bir anlamı olabilir. İşe yarar hale gelebilir. Bu disiplini, hayal gücünüzün yaratma sürecine iyice oturtmalısınız.

Bunu başarabilirseniz, yarattığınız her bir fikir iyi bir senaryo ve ardından müthiş bir film olma potansiyelini zaten doğal olarak yakalar.


Bu neden bu kadar hayati biliyor musunuz?

Çünkü ortalık fikirden geçilmiyor. Bir laf vardır, sürekli saçmalayan insanlara eskiler şöyle der;

“Allah akıl fikir versin”

Çünkü, akıl fikirsiz bir işe yaramıyor. Fikir de akıllı bir kafadan çıkmadıkça anlamsız. İkisinin aynı anda ortaya konması lazım.


Daha fikri üretmeden önce, bir ihtiyacı gözlemlemenin, buna çözüm üretmenin derdindeyseniz emin olun, çok ama çok sıkı bir fikir yeşermek üzere. Belli ki akıllı, aklı başında bir insansınız. Bir derdiniz var belli ki. Anlatmak istiyorsunuz…

Senaristlerin ve yönetmenlerin sürekli olarak kendilerine ulaşan fikirlerin verimsizliğinden şikayet ettiğini siz de duymuşsunuzdur. Belki bunlardan bazıları yüzünüze bile söylenmiş olabilir. Böyle bir tepki aldığınızda zannediyorsunuz ki, yeteri kadar iyi hazırlık yapmadığımız için böyle oldu.

Devamını şöyle getiriyoruz çünkü;


“Üzerine çalışıp geliştirdiğimde çok etkileyici olacağına eminim”

“Şimdi tabi bunda diyaloglar yok, ben bu karakteri bir konuşturucam var ya üff!”

“Mekanları falan acayip hayal ediyorum ya tabi şimdi bunu size gösteremiyorum ama…”

“Tabi bu daha fikir”

Ne?

“Tabi bu daha fikir” mi? Yahu başka ne olacaktı ki!

Böyle bir şey yok.

Hayır yani, senin fikrin beni etkilemediyse neyle etkilemeyi planlıyorsun?

Senaryoyu satan, filmi izleten her zaman fikirdir.


Daha önce herhangi bir senaryo yarışmasına ya da değerlendirmesine katıldınız mı bilmiyorum. Senaryonuzu sunarken, yazar yorumu istenir. Bu yorumda, üzerinde çalıştığınız senaryonun sinemaya uygulanabilirliği, odak noktası ve hedef belirlediği toplum için önemini yazar kendi görüşünden aktarır. Şöyle bir şey yazan olmamıştır eminim;

“Ben yazdım ama bunu X yönetmen çekse var ya yani hani on katı etkisi olur.”

“Yazarken şu karaktere X oyuncuyu düşündüm. O oynarsa bu senaryo kesin yürür gider…”


Böyle bir şey yok!

Tekrar söylüyorum, senaryoyu satan fikirdir.

Diyaloglar, cast, mekanlar, yönetmen bunlar o fikri besleyen şeyler. Evet.

Ama hiçbiri tek başına kötü bir fikri güzel gösteremez.

Peki kötü fikir nedir?

Burada yine bence diyerek başlamak durumundayım;

Bence;

· Özgün olmayan her fikir kötüdür.

· Farklı olan ama klişeden beslenen her fikir kötüdür.

· Hangi yokluğu gidermek için yaratıldığı belli olmayan, önü arkası boş rastgele üretilmiş her fikir kötüdür.

Sizin elinizde bir sebep olmalı. Fikriniz neye cevap veriyor? Neyi savunuyor? Neyi irdeliyor? Hangi konu üzerine yoğunlaşıyor? İzleyiciye neyi düşündürmek istiyor? Ne hissettirmeyi amaçlıyor? Neyi besliyor? Bunlar başlangıçta net olmalı. En önemlisi şu, bu fikir neyi değiştirmeyi amaçlıyor. Bu bana göre en önemli soru. Aslında hepimize göre en önemli soru olmalı… Ama bu soruyla yola çıkan çok az insan var.

Neyse, şunu bir düşünün.

Milyonlarca insanız, anlatmaya kalksak bir sürü hikâye var hayatımızda. Bu da etrafımızda milyonlarca insan çarpı onlarca hikâye var demek. Bunca hikâye içinde hala dokunulmamış yüzlercesi dolaşırken gidip daha önce defalarca kez üretilmiş hikayelerden fikir üretmek, yani anlam veremiyorum.

Bu yüzen özgün olmayan her fikir kötüdür diyorum.

Şimdi bana diyeceksiniz ki aynı fikir üzerinden üretilmiş bir sürü farklı film var gayet de güzeller.

Doğru.

Ama düşünelim. Gerçekten aynı fikir üzerinden mi üretilmişler.


Size 3 film örneği vermek istiyorum.


1 – Ölü Ozanlar Derneği // Dead Poets Sociaty (1990) - Amerika


2 – Koro // Les Choristes (2004) – Fransa


3 – Özgürlük Yazarları // Freedom Writers (2017) – Almanya + Amerika


Bu üç filmin de konusu aynı.


İdealist bir öğretmen yeni görevine başlar ve daha O’ndan önce bambaşka bir disiplinle yetiştirilen bir grup öğrencinin hayatlarını değiştirerek, onlara geleceklerine dair umut vadeden bambaşka bir bakış açısı kazandırır.

Eğer filmi izleyenler varsa bu cümlenin 3 film için de yazılabileceği konusunda bana hak verirler. İzlemeyen varsa mutlaka izlemeli.

Evet konuları aynı ama aynı fikir üzerinden üretilmediler.

Çünkü 3 filmin de yola çıkış şekli birbirinden çok farklı.









"Ölü Ozanlar Derneği" ; Saygın öğrencilerin gittiği disiplinli ve kati suretle müfredata bağlı eğitim veren bir lisede öğrencilere, hayal dünyasının ve romantizmin kapılarını açtı. Onlara şiir verdi.












"Koro" ; Okudukları okullardan davranış bozuklukları sebebiyle sürülen ve eğitimle kazanılması birbirinden zor öğrencilerin tutulduğu bir ilk okulda, başa çıkılamayan enerjilerini yönlendirecek bir yol gösterdi. Onlara müzik verdi.












"Özgürlük Yazarları" // Islah evlerinden şartlı salınan ve ırkçı çete suçlarıyla iç içe yetişmiş öğrencilerin tutulduğu bir lisede, canlarını gencecik yaşta yok pahasına ateşe atmalarına sebep olan karanlığı aydınlatacak bir ışık yaktı. Onlara edebiyat verdi.








İşte bu filmlerin fikirleri bu yüzden özgündü.

Bu yüzden farklıydı.

Yaşanmış hayat hikayelerinden alınan bu senaryoların amacı böyle öğretmenler yaratmak değildi. Zaten gerçekte yaşamışlardı.

Senaryoların fikirleri şuydu;

Biri Edebiyatın neleri değiştirebileceğini göstermek istedi.

Biri müziğin, biri de şiirin.

Öğretmenler ve öğrencilerinin yaşadığı olaylar, bu fikri en doğru şekilde aktarabilmek için kullandıkları hikayelerdi.


Senin derdin ne?

Amacın ne? İnsanların duymasını, görmesini istediğin şeyler ne? Bunları düşünerek başlayabilirsin. Sonrasında zaten etrafımız hikayelerle dolu. Fikrini en doğru şekilde anlatabilmek için o hikayelerden birini seçebilirsin. Komşularını, mahallenin esnafını, ailendeki insanları, yakın dostlarını, okul, iş, mahalle arkadaşlarını, onların ailelerini, onların hayallerini, hedeflerini, anılarını, politik ve tarihi olayları.

Her şeyi kullanabilirsin.

Bir konu ele al, o konuyu ne açıdan aktaracağınla ilgili bir fikir geliştir sonra fikri en doğru şekilde yansıtacak bir hikaye kur. Hep düşündüğün, içinde anlatmakla ilgili büyük tutku hissettiğin bir konuyu ele aldın diyelim. Bunu çok iyi bir fikirle kurguladın. Öyle inanıyorsun ki fikrine, anlatsan belki dünya değişecek.


Ama nasıl anlatacaksın?


İşte bu aşamada da dil devreye giriyor. Senin dilin ne?

Fikir zannedildiği gibi her şeyin başında değil. Tam ortasında.

Önce bir şeyler düşünmen, bir şeyleri dert edinmen lazım. O derdi anlatmaya çalışırken fikir ortaya çıkmaya başlıyor. Ama anlatabilmen için en doğru dili seçmek zorundasın. Aksi halde ne kadar inanırsan inan o fikre, karşılığını bulamayacaksın anlattığında.


Dilini doğru seçmezsen dinlemeyecekler seni. Dili nasıl seçeceğin konusunda pek çok seçenek var. Öneri var belki. Ama şunu çok iyi biliyorum. Ne yaparsan yap ne söylersen, ne anlatırsa anlat. Samimi olduğun sürece dinleyecekler seni. Dilin ne olursa olsun, senin dilin oldukça, sen gibi düşünüp, sen gibi yazıp, sen gibi anlattıkça seni dinleyecekler. Gerçek ol, samimi ol ve en önemlisi zeki ol. Derdini zekice anlat. Artık ağlamalar, zırlamalar, ajitasyonlar, ölmeler, bitmeler, açlıklar, sefalet...

Bunları anlatacak, daha zeki dillere ihtiyacımız var.

Daha zeki eylemlere, daha zeki fikirlere ihtiyacımız var. Bu video en güzel örneği. Mutlaka izle. Bir sosyal deney videosu.


Bu video en güzel örneği. Her ne kadar sosyal deneyin yapılış amacı farklı ve sonucun değerlendirilişi de saçma bir bakış açısıyla yapılsa da bizim konumuz için müthiş örnek.


Son olarak kesin bir kural;


Algı Kapılarını Açık Tut

Teknoloji, Sanat, Tarih, Moda, Sivil Toplum Kuruluşları, Politika, Siyasi Tarih, Futbol, Müzik, Tiyatro, Edebiyat, Şiir, Fotoğraf, Magazin, Tıp, Dinleri ve insanlar üzerindeki etkileri, farklı gelenekleri, Silahlı Kuvvetler, Spor, Doğa, Çevre Bilimi, Botanik.

Aklına gelebilecek her konuda, en ufak bir merakta bile açıp bir şeyler oku.

Çevrende her alandan insanları barındır.

Girebildiğin her türlü farklı çevrede en az bir kere bulunmaya çalış.

Normalde hiç gitmeyeceğin yerlere git, hatta normalde hiç konuşmayacağın insanlarla bir arada ol ki zaten bir zaman sonra zaten böyle ayrımların kalmayacak.

Her şeyi bilemezsin ama etrafında her şeyden biraz olursa, kulağına çalınan ufak bir laf ya da dinlediğin bir anıdan inanılmaz bir fikir yaratabilirsin. En önemlisi tanıştığın herkesin, gittiğin her yerin, gördüğün her şeyin hikayesini merak eder, öğrenmeye çalışır bir kafaya girmen lazım.

İçindeki o anlatılmayı bekleyen şeyler, eğer bu şekilde beslenirsen, sana dünya üzerinde kimsenin sahip olmadığı, sonsuz bir döngüde özgün bir yaratım mekanizması vercekler. Bu içinden gelecek.


Birilerinin söylediği şeyleri tekrar söylememek üzerine bir dirençteysen, özgün olmak ve özgün kalmak mücadelesindeysen içini beslemen şart. Çünkü senin gibilerin içinden başka hiçbir şey zenginleştiremez.


Bol şans!

663 görüntüleme