Bebeyimsin!

En son güncellendiği tarih: Nis 21

BUNU HERKESE YAYIN // Yayın 1 "İşlerimiz bizim bebeklerimiz olamazlar" #bebeyimsin





Bundan bir kaç yıl önce bir düşünce belirmeye başladı kafamda.

Aslında bu uzun zamandır gözlemlediğim, ama tam olarak ifade edemediğim bir sıkıntıydı.

Hayal gücü çok zayıf bir milletiz.

Çünkü eğitim sistemimiz, ilham, hayal etme, gözlem, araştırma ve teori üretme adımları üzerine kurulu bir sistem değil. Örneğini görmediğimiz hiçbir şeyi anlayamıyor, kavrayamıyoruz. Kesinlikle dikkatimizi çekmiyor. İlgilenmiyoruz. Bir teori üzerinde düşünme becerimiz neredeyse yok denecek kadar az ve bunun sonucu olarak da bizlere otoriteler tarafından sunulan sonuçlara şartsız koşulsuz güveniyoruz. Hatta bazen sırf o teorinin mantığını sorgulamanın başımıza açacağı eziyetli araştırma sürecini göze alamadığımız için olduğu gibi kabul etmekle yetiniyoruz. Doğrusu bu kadarı işimizi de görüyor. En acısı bu sanırım. Ezberlemek her zaman yetiyor. Nesillerdir aldığımız eğitim sonucunda, algı ve düşünce biçimimiz bu şekilde evrildi diye düşünüyorum. Matematiğin tamamen bir hayal ürünü olduğunu, bilimin temelinde hayal gücü olduğunu, empatinin temelinde hayal gücünün yattığını, dinlerin insanların hayal etme becelerinden yararlandığını göz ardı ediyoruz.


İşte tüm bu hayal gücünden yoksunluğumuzun bir yansıması olarak, yalnızca elde kalan gözlem, deneyim, ezber ve hareket aşamalarının tamamlanan çıktısı olan iş kalitemiz, bizden bir öncekinin iş kalitesine bağlı. Yani ben bir şeyleri eksik ya da yanlış öğrendiysem öğrettiklerim de eksik ve yanlış öğrenmeye devam ediyor. Çünkü kimse öğreteni sorgulamıyor, kimse ondan aldıklarından tatmin olmadığında daha fazlasını araştırmıyor ve daha kötüsü, bu dalga böyle giderken öğreten de öğrenenlerden tüm hatalarını gizleyerek, üzerlerini örterek ya da saptırarak öğretmeye devam ediyor. Sonuç olarak, öğrenebilişimizin en önemli kaynaklarından biri olan "örnek" onu sunanın açıklığına ve samimiyetine bağlı olarak, yeni öğrenene ya büyük bir tehlike ya da kurtarıcı.


Senaryo yazmayı öğrenirken de en çok ihtiyaç duyacağınız şey örnek senaryolar okumak olacak. Çünkü bir senaryonun nasıl yazılması gerektiğine dair teorik bilgileri ne kadar iyi araştırmış olursanız olun, yazılmış bir örnek kadar açıklayıcı olmayacak sizin için. Ama örnekle öğrenme modeli, senaryo öğrenirken şöyle bir kriz yaratabilir. Hiçbir senaryo bir diğeri gibi yazılamaz. Elinizdeki hikayeyi senaryoya geçirebilmek için başka bir senaryonun çözümlerini değerlendiremezsiniz. Çözümden kastettiğim şey, elinizdeki hikayeyi senaryoya dolayısıyla da ekrana aktarabilme problemine bulduğunuz çözüm. Senaryo başlı başına bir matematik bilinci arıyor. Bir hikayenin senaryoya ve ardından ekrana aktarılışında birbirine etki eden o kadar farklı dinamik var ki. Tüm bu dinamiklerin her an değişebilir olması da, bir senaryonun "Kayıt" denilen ilk günden "Paydos" a kadar süreçte asla kağıt üzerinde onaylanan son haliyle kalamayacağı anlamına geliyor. Bir şeyler mutlaka değişir. "Senaryo Nedir?" başlıklı blogda ve videoda bu dinamikleri detaylıca sizlerle paylaştım.


Dolayısıyla, yayın süresini tamamlamış bir filmin ya da dizinin senaryosunu okumanızın size senaryo formatının yazım kurallarını ve sahnelerin yazılı uygulanışını öğrenebilmeniz dışında katabileceği hiçbir şey yok. Daha fazlası, sizin kendinize olan güveninizi sarsmaktan öteye geçmez. Çünkü bu senaryolar, okunmaya açılmadan önce her zaman son kez elden geçiriliyor. Eğer ekran çıktısını yani film ya da dizi olarak çekilmiş versiyonunu izlediyseniz, okuduğunuzda izlediğinizden neredeyse hiçbir fark görmüyorsunuz. Çünkü kimse hatasını paylaşmak, dışarı açmak istemiyor. Halbuki kusursuz senaryolar görüyor olmanın bizler için yani yeni öğrenen insanlar için bir yayarı yok. Herkes o kadar doğrusunu yapıyormuş gibi gösteriyorken kendisini, kimse doğrusunu öğrenemiyor. Doğrusunu öğrenebilmek için hataları da öğrenmemiz lazım, o hataları giderebilmek için ne yaptıklarını, sorunu nasıl çözdüklerini ya da ne yapılsaydı kurtarılabileceğini. Eğer hatayı yapan hatasını paylaşmazsa, öğrenen sürekli en mükemmeliyle , en kusursuzuyla karşı karşıya kalırsa, her yeni başlayan aynı hataları yaparak zaman kaybetmeye devam edecek.


İşte bu yüzden sizinle hatalı senaryomu ve o senaryonun çıktısı olan hatalı filmimi paylaştım. Paylaşırken de hatamın, senaryomun uygulanabilirliğini test etmemek olduğunu söyledim. Ama bu uygulanabilirliği ile ilgili yaşananan sorunun tam olarak ne olduğunu da anlatmam gerekecek.


Senaryonun hikayesi, yürekten inandığım bir düşünceye dayanıyordu.

İnsanların, özellikle de çocukların hayal gücünün geliştirilmesinin çok hayati ve acil bir ihtiyaç olduğuna inanıyorum. Çünkü onlar için dünya, gerçekte olduğu haliyle tahammül edilemez durumda. Onların o çocukluktaki kıyassız bilinçle, her şeyin güzel, her şeyin saf olduğu günlerdeki gözle bakmaya devam etmelerini istiyorsak, dünyayı o şekilde görülebilir kılmak için çok geç kaldık.


Bu saatten sonra da bunu başarmak imkansız. Ama onların hala o şekilde görmelerini kendi bilinçlerinde, hayallerinde sağlayabiliriz. Onlara hayal kurmayı öğretebilirsek, biz dünyayı onlar için daha yaşanabilir bir yer yapana kadar arada ziyan olacak olan onlarca çocuğun bu süreci en az zararla atlatmasını sağlayabiliriz. Bu yüzden filmi tamamen bir hayal dünyası üzerine kurmak istedim. Kendi yarattıkları hayali dünyaya geçerek ihtiyaç duydukları her şeyi alabiliyor, sonra gerçek hayata geçtiklerinde yaşadıkları şeylere tahammül edebilme becerisini güçlendirebiliyorlardı. Yani hikaye özünde, elimizdeki sorunu böyle bir çözüm üzerinden inceliyordu. Bu, hayali dünya ve gerçek dünya arası seyahati senaryo üzerinde aktarmaya başladıkça beni çok heyecanlandırmaya başlamıştı. Her şey kafamda o kadar güzel canlanıyordu ki, hayal edip gözlerimi kapattığımda önümde gördüğüm o film o kadar iyiydi ki!



Ama okudukça beni inanılmaz heyecanlandıran bu filmi çekmek için hazırlıklara başladığımda, prodüksiyon, cast, fgr, görsel efekt, teknik ve ekipman konularında senaryonun hakkını veremeyecek durumda olduğumu anladım. Bunu anlamama rağmen "Olduğu kadar, vazgeçemem" diyerek ısrarala tüm bu imkanlara sahipmişim gibi senaryoyu uygulamaya kalktım.


Şimdi bir filmin olamamasının, pek çok sebebi olabilir diyeceksiniz. Ama özünde bu sebepler bir kaç temel unsura dayanır.

1- Senaryo

2- Prodüksiyon imkanları

3- Yönetmen

4- Oyuncu

Bu sıralama, bu unsurların filmin iyi-kötü çıkışına etkisi bakımından hiyerarşik olarak da bu sıradadır. Kötü film hiçbir zaman direkt yönetmen hatası sayılamaz. En başta hata senaryoda, sonra prodüksiyonda aranmalı. Tüm bunlar kusursuzca ortadaysa bunları iyi değerlendiremeyen yönetmeni, yenetmenden de eminsek artık son olarak ekrana o karakterleri yansıtan oyunculara bakabiliriz.


Sonuç olarak, Senarist olan bana, yönetmen olan ben ve oyuncularım kırgınız. "Bu kadar ısrarcı olmak zorunda mıydınız Zeynep Dilara?"

"Çok sevmiştim" diyor her sorduğumda. "Keşke senaryonu bu kadar sevmeseydin belki sevilecek bir film çıkarabilirdik" diyoruz.


İşlerimiz bizim bebeklerimiz olamazlar. Onlara bebeklerimiz gibi davranmayı acilen kesmemiz lazım. İşlerimizi olabildiğince yermek, yeterlilikleri bakımından sürekli sorgulamak, irdelemek, yakalarına yapışmak zorundayız. Bebeklere bunu yapamayız. Bu tavırdan ne kadar uzak kalırsanız o kadar iyi.


Sonuç olarak alın size başarısız bir senaryo örneği ve alın size başarısız bir film;

Senaryoyu indirmek için;


Buraya Tıkla


Filmi izlemek için;


Buraya Tıkla (1 Şubat 2018 tarihinde yayında olacak)


Bir senaryonun başarısız olması için yalnızca, karakterlerde, mekanlarda, hikaye akışında, diyaloglarda ya da sahne geçişlerinde hata yapmanız gerekmiyor. Bunların tamamını kusursuz bir şekilde tamamlasanız bile, eğer senaryoyu uygulanabilirliği konusunda sınamadıysanız başarısız bir film çekilecektir emin olun. Tabi dünyanın bütün imkanları elinizde bir parmak şıklamasıyla hazır olacak şekilde ayaklarınızın ucunda beklemiyorsa.


Tüm açıklığımla ve samimiyetimle hatalarımı paylaşmaya devam edeceğim. Çünkü ne öğrendiklerimi aktarırken ne de yaptıklarımı paylaşırken herhangi bir iddiam yok. Bir insanın ne yaptığını kendinden daha iyi bilecek bir başkası yoktur diye düşünüyorum. Ne yaptığımı biliyorum. Ne yapabileceğimi de. O yüzden sorun yok. Yeniden deneyeceğim elbette. Bu hatalı işten öğrendiklerimi bana kimse öğretemezdi. Siz de deneyin.

Sorgulayın. Araştırın. Okuyun. Sorular sorun. Başarısız olun. Öğrendiklerinizle yeniden deneyin. Asla anlatılanı olduğu gibi almayın. En size yakın düşünceyi bile sorgulayın. Ben sorgulayan bir öğrenciydim, sorgulayan bir insana dönüştüm. Bu yüzden sorgulanmadan kabul görmeyi asla istemiyorum.


İşte bu yüzden, sorgulanmaya açık bir insan olarak, eğer örneklerim kurtarıcı olsun istiyorsam örneklerimi sorgulanabilir seviyede tutmak zorundayım. Bu öğretme tutkusunun heyecanıyla bilgi aktaran biri için zorlu bir mücadele. Çünkü vermek isteyen insan her şeyi vermek istiyor, en iyisini, en fazlasını olabilecek tüm ihtiyaçlara, tüm sorulara cevap verebilme kaygısıyla. Ama asıl ihtiyaç bu değil. Asıl ihtiyaç merak uyandırmakta. Bir şeyleri biraz eksik bırakmakta. Biraz araştırmaya sevk etmekte ve biraz başka sesleri de duymalarını gerektiğini unutmamakta.


Çoğu insan fazla sesin kafa karıştırıcı olduğunu savunur. Ben tam tersini düşünüyorum. Olabildiğince fazla çeşitlilikteki sesin sözleri içinden, bir süre sonra zaten size en mantıklı geleni duymaya başlayacaksınız. Ama yalnızca tek ses duyarsanız ve nesillerdir bir kanser gibi bilincimizin her yerine yayılmış ezber eğitim sisteminin refleks reaksiyonu olarak, bir başka ses duyma ihtiyacını hiç hissetmeksizin sesi sevmeye başlarsanız, ilerlemenizin imkanı yok. Zaten ilerleyemiyoruz. Çünkü en fazla o sesin bildiği kadar bilebiliyoruz ve onun ne kadar bilebileceğini asla sorgulamıyoruz.


Bu projenin amacı temelde ne olursa olsun, özünde öğrendiklerimi kendi inançlarım ve ideallerim çerçevesinde paylaştığım için yaptığım şey çok daha derine inildiğinde bir vizyonu aşılamaya çalışmak gibi duruyor. Bu doğru. Sizlerle kendi öğrendiklerimi kendi vizyonumun bir yansıması olarak paylaşıyorum. Bunun aksi imkansız. Ne kadar objektif ve tarafsız durmaya çalışırsanız çalışın. Sırf bu bu yüzden bile, olabildiğince farklı sesler duymanız lazım. Elimden geldiğince sizin için bunu sağlamaya çalışıyorum. Lütfen beni sorgulayın. Lütfen verdiğim farklı kaynakları okuyun. Lütfen kendi araştırmanızı yapın. Ne benim ne de bir başkasının size asla söylemediği, söylemeyeceği bir şeyler keşfedin.





611 görüntüleme2 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör